Ömrümüzün büyük bir bölümünü,
üstelik en dinamik çağlarını okullarda geçiriyoruz. Buna göre bir hayat muhasebesi
yapmamız da gerekmelidir. İlköğretim yıllarını ele alalım. Sekiz yıllık
kesintisiz eğitimle (öğretim demek daha doğru olur) birlikte çocuklar engelli
bir koşunun içerisinde buluyor kendilerini. Bütün mesele sadece iyi bir liseye
girebilmektir. İyi bir liseye girmekten maksat ise iyi bir fakülteyi kazanma
ihtimalini yüksekte tutmaktır.
Öğrenmenin ve
bilmenin tek nedeni vardır, hedeflenen noktaya ulaşmak için malzeme olmak.
Bilgi ne çocuklukta ne de gençlikte hayatı çekip çeviren bir kılavuzlama aracı
değil, hayali kurulan mesleğe ulaşmanın malzemesidir. İlköğretim süreci bireye
sağlıklı bir çocukluk, lise süreci de uyumlu ve kendisiyle barışık bir gençlik
bahşetmiş olsaydı başka bir şeye gerek bile yoktu. Çünkü istikbali kazanmak
adına hedeflenen diğer şeyler kendiliğinden gelecektir.
Lise ve
üniversite sınav sistemi bilginin değerini pratik kullanımına paralel olarak
daraltıp aşağılara çekmiştir. Böylesine kısa mesafe koşuculuğuna mutabık
yetişen kuşak için daha ilerisi diye bir şey yoktur.
Liselerde son sınıf öğrencilerinin çarpan
kalbi, atan nabzı ve artan telaşı şayet eşik atlamak için değil bilmek
yurdundan bulmak ülkesine açılmanın heyecanıyla olmuş olsaydı yazımın başlığı
bile bu sevince iştirak ederdi.
Öte yandan
geçmiş yıllardaki kopya hadiselerinden dolayı en ince ayrıntısına kadar alınan
sıkı önlemler adrenalini iyice artırıyor. Bu kadar stres ve bu kadar abartı
niye?
Üniversite
sınavına girdiğim günü hatırlıyorum. Evdekilerin hepsi Pazar uykusundayken tek
başıma çıkıp gitmiştim sınava gireceğim okula. Okulun önü ana baba günüydü.
Fakat bu benim için geçerli değildi tabii. Hiçbir zaman annemi ve babamı da
sınav günü yanımda götürmek aklıma gelmediği için bizimkiler orada yoktular. Ne
salonumu ne de salonda oturacak yerimi önceden görmemiştim. Elimde sadece
kendinden silgili ikinci el bir kurşun kalemden başka bir şey yoktu. Saat
takmak bile aklıma gelmemişti. Sınavdan çıktıktan sonra sınav sonuçları belli
oluncaya dek sınavımın nasıl geçtiğine dair hiçbir şey konuşmamıştım. Sonuç
açıklanıp bir fakülte kazandığım belli olduktan sonra da evin gündemini
değiştirecek bir durum yaşanmamıştı.
Bu
soğukkanlılığın sebebi sınavlara çok alışkın olduğumdan dolayı falan değil
elbet. Hiçbir şeyi ölüm kalım mücadelesine dönüştürmemek gerektiğini yaşayarak
öğrenmiştim. Çünkü bize üniversite sınavına girdiğimde şayet kazanırsam
kazandığım şeyin sanıldığı ve söylendiği gibi çok büyük bir kazanç olmadığına,
kazanmadığım takdirde de kaybımın da öyle büyük bir kayıp olmadığına
inandırmıştım.












