Bizler çocuklarımızı genellikle
koruyucu aile yapısını benimseyerek büyütürüz. Çocuklarımız üzülmesin,
sıkıntıya düşmesin diye büyük çaba sarf ederiz. Onlar için her şeyi yapar her
hatalarını bir şekilde görmezlikten gelir telafi ederiz. Bütün bunları çocuğumuz
üzülmesin, yorulmasın sadece dersleriyle ilgilensin diye yaparız.
Aile çocuğun her türlü ihtiyacıyla ilgilenerek çözüm arayışı içinde olduğundan çocuklara herhangi bir sorumluluk yüklemez. Anneler çocuğun çantasını hazırlar evde unutulmuş ödevi okula götürürler. Çocuğun ödevi varsa telaşlanırlar, sınavı varsa kaygılanırlar. Böylece çocuk hiçbir sorumluluk almadan büyümüş olur. Bu çocuklar sorumluluk almadığı gibi başlarına gelecek her türlü olaydan da başkalarını sorumlu tutacaklardır. Yaptıkları hataların suçunu hep başkalarında arayacaklardır. Örneğin çocuk küçükken halıya takılıp düşse halı dövülür. Ah halı ah! Sen niye benim oğlumu kızımı düşürüyorsun denir. Çocuk; o andan itibaren halı orada olmasa bütün bunların yaşanmayacağına, kendisinin dikkatsizliği ile hiç ilgisi olmadığına ve yaşanan bu sıkıntıların tamamının halıdan kaynaklandığının inanmaya daha doğrusu inandırılmaya başlar. Benim bir hatam var mı diye düşünmez. Büyüdüğü zaman da kendinde suçu aramayan, suça sebep olan etkenleri dışarıda arayan, hep karşı tarafa yüklemeler yapan, düşünmeden hareket eden, sanki olanlar onun problemi ya da sorumluluğunda değilmiş gibi davranan kişiler ortaya çıkar. Böyle davranarak çocukların problemlerini çözmüş onlara kendilerini geliştirme fırsatı vermemiş oluruz. Ardından biz aileler çözümü öğretmenlerde arayarak çocuğum çok sorumsuz, kendi başına karar veremiyor, sorunlardan kaçıyor gibi serzenişleri ailelerden dinleriz. Anne baba olarak kendi yüzümüze çevirip sorunun çözümünün nerede olduğunu keşfetmemizde fayda vardır.
Unutmayın çocuklarımız bizi
yansıtmaktadırlar.






.jpg)